Tuesday, December 4, 2012


........



elimden tut yoksa düşeceğim yoksa bir bir yıldızlar düşecek eğer şairsem beni tanırsan yağmurdan korktuğumu bilirsen gözlerim aklına gelirse elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni geceleri bir çarpıntı duyarsan telâş telâş yağmurdan kaçıyorum sarayburnu'ndan geçiyorum akşamsa eylül'se ıslanmışsam beni görsen belki anlayamazsın içlenir gizli gizli ağlarsın eğer ben yalnızsam yanılmışsam elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni

Monday, October 15, 2012




o beni sahilden, kendimi gömdüğüm, sertleşmiş ıslak kumdan aldı, elledi.
ben, bana düşen acıyı da neşeyi de yaşamıştım, diye düşündüydüm.
içimdeki zayıf hayvan çok olmuştu öleli.

o beni sahilden...
yani yoktu sedefimden başka şeyim.

derin denizlerle, soğuk denizlerle
tuzla, dalgayla boğuştuydum ben, ve hayvanım çıkmıştı benden.
kendi içine kıvrılmış, rüyasını unutmuş
soğuk taş değil miydim artık ben?

o bana bir rüya verdi, inanamadım.
(bademin neşesi, dedi, al bak, dedi, kısacık, dedi.)

o benim sedefime elledi.



seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana

yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
artık sonsuza dek yitirdiğimizi
büyünün bitişini,

hiç gerekmeyen yıllarda huzur,
çok gereken yıllarda da fırtına
nasıl yaşanır onu anlatacağım.

seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,

bütün bunları sana
nasıl anlatacağım?



Onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
Titreme daha fazla kalbim.

Bağışla kendini artık, onu da..
Bırak gitsin..
Bırak gitsin..

O senin ezel gününden kaderin,
Sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin..

Sunday, October 14, 2012


bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;
çalıda sarı bir çiğdemim ben
ve senin çok eski cümlen.

sen otursan, gitmemiş ki! olsan
ben sana bir eski endülüs avlusu
istersen serin bir portofino getirsem
ya da yedigöllerin yedisini birden.

bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;

her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken
buldum buluşturdum kendime geldim
tek eksik sensin! incecik, çilli bir dille
sen de gelsen.

ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
begonviller ve bir mavi kapı
ve illa amansız bir avlu getirsem.

dünya soğur, akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en geniş cümlem:

içimi açtım sana.
içini açmak için.

Thursday, October 11, 2012



Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında 
O evde bir de kedi vardı. 
Geceler indiğinde kendi havasında 
Mum yanar, kedi de oynardı. 

Mumun yandığı gecelerden birinde 
Kedi oyunlarına daldı. 
Oyun arayan gözlerinde 
Mumun alevi yandı, 
Baktı, 
Mumun titrek alevinde 
Oyuna çağıran bir hava vardı. 

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü 
Kendi türünde çocukcasına, 
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü 
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına. 
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı 
Mumun alevinin dalgalanmasına 
Uzandı bir el attı. 
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı.. 
İlk kez gördüğü mumun yakmasına 
İnanmayacaktı. 

Kedi, oyunlarında büyüyordu, 
Mum, üşüyordu yanmalarında. 
Zaman ikili yürüyordu 
Aralarında. 
Bir ayrışım görünüyordu 
Birinin yanmalarında 
Öbürünün oynamalarında. 

Kedi oyunlarında büyüyordu, 
Yitirerek gitgide oyunlarını. 
Mum küçülüyordu yanmalarında, 
Yitirerek gitgide yakmalarını. 

Oynarken büyüyen kedi yanacak, 
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı. 
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak, 
Büyüyen yana yana anlayacaktı. 


Bir mum yanmasından 
Ve bir kedi oyunundan 
Kaldı sonunda 
Bir gecenin tam ortasında 
Bir evin bir odasında 
Göz-göze susan 
İki insan. 


Mum yandı bitti, 
Kedi büyüdü gitti. 
Oyunlar karıştı gecelerde 
Suskun uykusuzluklara. 

O iki insandan, sonunda 
Birinin anılarında kedi, 
Birinin dalmalarında mum 
Kaldı gitti. 

Nerede bir mum yansa şimdi, 
Nerede oynasa bir kedi, 
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri.. 
Bugün dün gibi oluyor, 
Dün bugün gibi. 
Mum ellerimi tırmalıyor, 
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Thursday, October 4, 2012




her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. her gün bir kez
dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana
bakıp, yüzümü yere eğdim. her gün bir gazeteye boş gözlerle
baktım. her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. her
gün bir kez "neredeyim" diye sordum kendime. her gün bir kuzey
kışı indi içime. her gün karşımda duran fotoğraflarına
baktım. bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu
kadar bağlandın. her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm.
belki de her şey. her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim
sokaklarda. minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. her
gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. her gün hiçbir şeyi
anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı
düşündüm. güvercinleri yolculadım. her gün, günlere
dayanamadığımı düşündüm. kitapları alt alta dergileri
kıvırarak yan yana dizdim. ne idüğü belirsiz yerler benimle
yürüdü. gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı,
anlamadım. her gün bir taş parçası söktüm içimden. her gün
uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. her gün, gün bitiyor gece
bitmiyor dedim. her gün işlerin beni avutmadığını gördüm.
ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız
diye sordum. öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan
düşersin dedim. her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik
durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden
geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde.
her gün sana içimden bir kez "sevgilim" diye seslendim. her gün sana
bir kez "zalim" diye seslendim. her gün, yan yana oturup birbirine
rikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm. her gün o
kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim. her gün "âh" ettim bir
kere, bir kere o âh'ı geri aldım. her gün "yol arkadaşım" dedim,
kahırla kapladım sözlerimi. her gün acını tattım. her gün
unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. her gün
insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. her gün bir
kilidi açmaya çalıştım. başka bir şey vardı, başka bir şey;
ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim. çile
nedir, günah ne? bana ne bunlardan. dünyanın merkezi sendin her gün
ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara..

Thursday, September 27, 2012




Göğe bakma ! Durağı kaldırmışlar oradan ..
Kuş uçar mı , kervan geçer mi burdan..
Bilirim, üşürsün, narindir tenin..
Kapattığım kaç pencere açıldı kim bilir..
Kapattığımı sandığım..


Thursday, April 5, 2012






sözlerini tutuyorum aklımda. 
sonra sana söyletiyor, dinliyorum. 
bakışların da aklımda. 
gözlerini açıyorum, 
öyle aydınlık öyle ışık.
gülüşün aklımda sonra. 
tebessüm ettiriyorum yine 
gülümsüyorum ben de. 
bazen ay konduruyorum tenine 
bazen güneşi kıskandırıyorum.

içimde, yaşattığım kadar yaşatıyor,
sevebildiğim kadar çok seviyorum.
bazen umutla dolduruyorum
bazen kaygıyla yelkenlerimi
vardığım yerde hep sen
geride bıraktığım da sen

Wednesday, January 4, 2012




Bilerek mi yanına almadın giderken 
Başının yastıkta bıraktığı çukuru 
Güveniyordum oysa ben sevgimize 
Vapur iskelesi ya da tren istasyonundaki saatin doğruluğu kadar 
Beni senin gibi bir de annem terketmişti 
Ki göbeğimde durur onun yokluğundan bana kalan çukur...